SANAT ÇEVRESİ - KASIM 1981 Sayı : 37 Sayfa : 31
“ Ressam GÜNAY SAĞUN ve ESERLERİ ”
Karakterindeki sükunet, üslubuna sinmiş. Bu kadar az renk kullandığı halde çok renkli görülüyor; bu kadar az eleman kullandığı halde çeşit olabiliyor. Herhalde o açık bejler, açık maviler ve esmer gölgeler arasında yaşamak, buna mukabil sade bir neşe ifade edebilmek Günay Sağun’un hüneri.
ZAHİR GÜVEMLİ
(AKBANK Kültür ve Sanat Müşaviri)
SANAT ÇEVRESİ ARALIK 1993 SAYI : 182 SAYFA : 92
“ GÜNAY SAĞUN’u hasretle anacağız ”
Tertemiz bir insandı Günay Sağun, çok içtenlikli bir sanatçı... Akademi’nin Akademi olduğu, sanatın yalnızca bir aşk olduğu günlerde yetişmişti. O nedenledir ki, yıllar yılı belki de hakkettiğinden çok az duyula geldi adı, zira o resmini ona buna satmaktan, büyük paralar kazanmaktan çok kendi işini yapanlardandı. Evrende onun da varolduğunu kanıtlamak, iyiye güzele dair birkaç kelam etmek, izleyenlerini güzele yöneltmek için... Efendiliği ressamlığından önde gelirdi, ressamlığı ise denizleri, gölleri, balıkçıları, tekneleri, ağaçları kırları öksüz bıraktı neticede...
“ GÜNAY SAĞUN için... ”
Sokakta yürürken gelen geçene yol verir, kenarlara çekilirdi.
Resmi de öyle yapıyordu.
Galeride otururken her geleni selamlar, yerini verir, kalabalık olunca usulca çekilip giderdi.
Resmi de öyle yapıyordu.
Sakin, alçakgönüllü, içli yapısında biriktirdiklerini dinlemeyi isteyecek birini bulunca anlatırdı
Tıpkı resim yaptığı gibi.
Çarpıcı renkler, vurucu figürler yoktu onda, dışavurumcu değil, deyim yerindeyse içevurumcuydu.
Yüreği yıprandı
Arkadaşlarının konularından uzak durur, modeli isterse bir sandalye olsun, ayrıntılarını sırmış gibi flulaştırırdı. Söyleyecekleri, çizip boyadıkları, aman kimsenin gücüne gitmesin, tutuculuğu içinde ufalanırdı. Hak ettiği yere oldukça yavaş yürümesinden bu içli ve hele hele zamanımızda hiç oturmayan tavrının payı büyüktür.
Hiçbir insan birkaç satırla anlatılamaz. Yalnız eserler, onları bırakanları anlatmaya devam eder.
SUNA GÖNEN
KASIM 1989
“ Taksim Sanat Galerisi`nde Usta Suluboyacı ”
Doyumsuz peyzajlar suluboyalarında, oya gibiydiler. Hangisine bakarsanız gidip orada yaşamayı, ağaçların altında uzanmayı, su kenarında nefes almayı, takalara, sandallara binmeyi, mavilerde yıkanmayı istersiniz.
Romantizm, duygusallığın dengesinde, sizi yumuşak bir dokuda sarar. Renklerin tül arkasındaki erimişliği tabiilikte, yeniden yaratışı getirmektedir. Tanıdığınız yerler, oralar olmaktan çıkmıştır. Sağun’un görmek istediği ve sunduğudur.
Sağun, her tablosunda kavganın dışındadır. Öylesine ki, yağlıboyaları da suluboyalarından ayrı değildir. Onun sakin varlığını, seyrinizde eriştiğiniz sükunette bulabilirsiniz. Su içer, nefes alır gibi rahat, tertemiz bir fırçadır, Sağun.
|